-
Fil Anne
Korkular, umutlar, endişeler, heyecanlar kalplerimizi hâlden hâle geçirirken zaman da akıp gitti. Hayatımız da aynı kalmadı hiç. Güzel zamanlar da oldu, zor zamanlar da… Bir kez karar vermiştik ya sanki gerisi çok basit, önemsiz, herhangi bir zamanda yapıvereceğimiz bir iş gibi görünüyordu. Kuruma bilgi almaya gittiğimiz o ilk gün evlat edinme başvurusu için gerekli evrakın yazılı olduğu listeyi de almıştık. İki sene boyunca eşim o listeyi cüzdanında taşıdı. Ama bir türlü yapamadık. Listeyi tamamlamadık. İki kocaman sene… Hep bir şeyler oldu ve “Şu bitsin hele…”, “Bunu bir atlatalım inşallah…” dedik durduk. İki sene boyunca evlat edinme kararı beynimizin kıvrımlarında, kalbimizin odalarında bir köşede öylece kaldı. Bu süreçte birkaç araştırma denemesi,…
-
Korkular… Endişeler…
Evlat edinme kararı hiç de kolay değil. Karar sürecinde pek çok endişe, korku, merak, umut ve heyecan var. Karar verme ve başvuru süreci bu çeşitli duyguların yoğunluğuna göre uzayabiliyor, hatta sonlanabiliyor. Bu yazıda hatırlayabildiğim kadarıyla o korku ve endişeleri hangi cevaplarla teskin edip başvuruya ikna olabildiğimizi anlatmaya çalışacağım. ‘Ya bir gün bizden alınırsa?..’ Çok küçük bir ihtimal ama yine de mümkün. Fakat doğrusu, biz bu korkuyu hemen hemen hiç yaşamadık. Çünkü, daha önce anlattığım üzere, biz yola koruyucu ailelik fikriyle çıkmıştık ve çocuğun biyolojik ailesiyle bağının devam etmesine bir itirazımız yoktu. Zira çocuğun sahibi olamayız. Bu yüzden bu korkuyu evlilik öncesinde ‘Ya boşanırsak?’ diye korkmaya benzetiyorum. Çok garantici düşünmeye alışığız…
-
Hayatımızın Biber’i
Kedileri her zaman sevmişimdir. Yine de “bir gün kedim olsun” diye düşündüğümü hatırlamıyorum. Ama oldu işte, oluverdi. Bir ahbap henüz aldığı kedisini vermeyi teklif etti ve o gün karar vermem gerekti. Eşimle istişare edeyim hele, deyip birkaç saat erteleyebildim. Önceden Leblebi ve Badem adında çok şakrak, çok sevimli kanaryalarımız olmuştu. Badem’in beş yıl sonunda çırpına çırpına can verdiği gün eve bir daha hayvan almama konusunda kesin bir karar vermiştik. Fakat söz konusu bu yavru kedinin acilen bir yuva bulması gerekiyordu. Yapabildiğimiz kadar enine boyuna düşündük eşimle. İkimiz de bunun ölüme kadarlık bir karar olduğunun farkındaydık. Bizi sınırlayacağını, özgürlüğümüzü kısıtlayacağını biliyorduk. Onunla kuracağımız bağın bize sorumluluklar yükleyeceğinden emindik. Bütün bunlara rağmen…
-
Evlat Edinmek Caiz Midir?
Özellikle dindar insanların evlat edinmek konusunda aklına ilk düşen sorulardan birisi bu. Ne yazık ki bu soruyu soran insanların içinde kaldığı bir ikilem var: Bir yanda evlat edinilecek çocuklara (hatta bazen kendilerine) dair bir aciliyet ve şefkat duygusu, bir yanda da dini olarak bu işin mümkün olmadığına hatta yasaklanmış olduğuna dair düşünce. Bu konuda yazılanlara, konuşulanlara bakıldığında kafanızın karışmaması, canınızın sıkılmaması mümkün değil. Bizimse kafamız ve içimiz oldukça rahat. Uyguladığımız çözümü kısaca ifade edelim. Evlat edinmenin dinen üç sakıncası olabilir. Olabilir diyorum, çünkü bu sakıncaların hepsi kolaylıkla ortadan kaldırılabilir, yeter ki bir yavrunun yetimliğini ortadan kaldırmayı gönül istesin, bahane üretilmesin. Sakınca – Mahremiyet: En çok öne sürülen sakıncalardan birisi bu.…
-
“Evlat mı edinsek?”
Önceki yazıda niyet ettikten sonra birkaç gün içinde bilgi almak için kuruma/koruyucu aile birimine damladığımızı anlatmıştım: “Koruyucu aile mi olsak?” Koruyucu aile olma niyetiyle gittiğimiz hâlde, görüşmeden sonra kendimize dair şüphelerimiz olmuştu, koridorda şaşkın, darmadağınık, kaybolmuş bir vaziyette oturakalmıştık. Orada öyle düşünüp düşünüp içinden çıkamayınca, “Madem buraya kadar geldik, evlat edinmeyle de ilgili bilgi alalım hele. Sonra uzun uzun düşünürüz gene.” dedik. Evlat edinme birimine darmadağınık kafalarla girip bilgi almak istediğimizi söyledik. Sorumlu kişi en önce “Kimliklerinizi alayım.” dedi. Hemen verdik. Ne düşündük bilmiyorum. Bilgi gizliliğini sağlamak için bizi henüz bilgi edinme aşamasında kaydettiklerini sanıp makul bulmuştuk belki de. Emin değilim. Adam, bize başka bir şey demeden bilgisayarında tıkır tıkır…
-
“Koruyucu aile mi olsak?”
Devlet korumasındaki çocukların bir aile yanında büyümesi ile ilgili mevcut uygulamalara dair çok yüzeysel bilgilerimiz vardı. Bu yüzden bir yetimi ailemize katma fikri öncelikle koruyucu ailelik modelini aklımıza düşürmüştü. Çocuğun öz ailesiyle nesep bağını koparmadan onu yanımıza, canımıza almayı dini açıdan ilk anda daha uygun bulmuştuk. Ve hemen birkaç gün içinde Aile ve Sosyal Politikalar İl Müdürlüğü’nde Koruyucu Aile birimine damladık. Bizi orada çok sevecen, çok zarif bir uzman karşıladı. Koruyucu ailelik hakkında tatmin edici bilgiler verdi. Koruyucu ailelik, çocuğun biyolojik ailesi ile kanuni bağının kesilmediği yani yanında yaşadığı ailenin nüfusuna kaydedilmediği ama onlara uzun (belki de kısa?) süreli misafir olduğu bir model. Psikolojik, ekonomik ya da sosyal sorunlar yaşayan…
-
Niyet
Beraberliğimizin başından beri anne baba olmak, her zaman gündemimizdeki en önemli konu olmadı. Uzun yıllar boyunca çeşitli sürelerde isteme, istememe, bekleme, vazgeçme dönemleri yaşadık bir evladımızın olması konusunda. Kimi zaman evimizde misafir bile ağırlayamayacak kadar çok meşguldük, kimi zaman hayale kapılıp çocuk odası için alışveriş listeleri hazırlayacak kadar heyecanlı… İnsan kalbi, fıtratı gereği sürekli halden hale geçiyor. Ama toplumun beklentisi asla değişmiyor. Anne baba olmaya dair ne düşündüğümüzü, ne hissettiğimizi, ne yaşadığımızı bilmeden, sormadan, umursamadan inanılmaz uzaklıktaki insanlar bile bir an önce “çocuk yapma”mız gerektiğine dair beklentilerini çeşitli yollarla iletip duruyorlardı, neredeyse nişanlılık dönemimizden beri. Önceki cümledeki her kelime grubunun ne kadar can sıkıcı ve sinir bozucu olduğunu aslında herkes…
-
Başlarken…
Dil, ilginç bir araç. Büyüleyici. Sesleri, kelimeleri peş peşe sıralıyoruz ve bir anlam ortaya çıkarıyoruz. O dili bilen herkes aynı şeyi anlıyor. Üstelik bu kanal sayesinde sadece aynı zaman diliminde olduklarımızla değil, bizden çok öncekilerle de ilişki kurabiliyoruz. ‘Çocuk’ ve ‘yapmak’ kelimelerini ne kadar uzun zamandır birlikte kullanıyoruz acaba? ‘Çocuk’, ne zamandan beri ‘yapılabilen’ bir şey olarak görülüyor? Peki, çocuk gerçekten yapılabilir mi? Yani mesela, yemek yaptığımız gibi çocuk da yapabilir miyiz? Hayır. Hayır. Hayır. Biz çocuk yapamayız. Çünkü çocuk, bir insandır, nesne değil. Kıvamına, şekline, özelliklerine biz karar veremeyiz her ne kadar uğraşsak da. İnsanı insan yaptığı düşünülen zihin, akıl, ruh gibi nitelikler konusunda hiçbir dahlimiz olamaz, olamıyor. Çünkü biz de…