-
Kalbimin şarkısı
Günler dolu dolu geçiyor. Enes… Kalbimin şarkısı, sesi, neşesi oldu. Güzel bir lütuf oldu, bana süt izni verdiler. Öğleden sonra evdeyim yani. İşten eve koşarak gidiyorum. Annem ablama gidince karşı komşumuz Selma abla bakmaya başladı Enes’e öğlene kadar. Esas mesaim Enes’le eve girince başlıyor. Onu yatağımıza koyuyorum. Konuşa söyleşe temizleniyorum. Ben etrafta dönüp durdukça o da konuşuyor, gülüyor. Ben de ona laf veriyorum, şarkı söylüyorum. Sonra oturma odasına gidiyoruz. Onu zıpzıpa koyuyorum. Bayılıyor orda zıplamaya, yaylanmaya, sallanmaya. O sırada ben de onun öğle öğününü hazırlıyorum, çorba yemek her neyse… Hala dik oturamadığı için pusette yediriyorum türlü maymunluklarla. Sonra keyfine göre ya biraz oyun oynuyoruz ya da uyumaya çalışıyoruz. Uykuya geçmesi…
-
Beraber ilk yılımız bitmeden pek çok şey oldu. Covid-19 pandemisi en önemlilerindendi tabii ki. Eve kapandık. Anne baba ve yavru günleri başlamıştı. Günlük rutinlerimize sıkı sıkı sarıldık savrulup dağılmayalım diye. Enes bizi derleyip toplayan oldu. Hava güzelse park iznimiz de varsa ve park da tenhaysa dışarı çıktık. Havalar soğukken de pencereden baktık uzun uzun. Pandemi boyunca Enes’in aynı pencerede çekilmiş kim bilir kaç fotoğrafı var. Pencerenin korkuluğunu dişliyordu, çentik çentik onlarca diş izi kaldı o günlerden. Yine de pek çok kişi Enes’i bana ya da babasına benzetti. “Sarışınlığı aynı sen!” diyen de oldu, “Esmerliği tıpkı babası!” diyen de… (Ben sarışın değilim, babası da esmer değil; Enes desen zaten kumral 😀…
-
Hayat Sende Derneği ile röportaj
-
Doğurmadığını unutmak
İnsan nisyanla maluldür, derler, hiç duydunuz mu? Unutur yani insan… Her şeyi unutabilir. Somut hatıralar hafızamızı canlı tutabilir, sanıyoruz. Ama her şeyi ömrü var: Doğan büyüyor, yaşayan ölüyor, yeniler eskiyor, diriler soluyor. En çok ve en çabuk da anılar soluyor. Bunun böyle oluşunun güzel bir tarafı da var elbette. Unutmak rahmettir, eğer bir acı unutulmuşsa. Anne olmadığım o uzun yılları unuttum ben en önce. Nasıl yaşıyormuşum öyle can kuşumsuz, sessiz sedasız bir evde? Şimdi Enes’in cıvıltısı nasıl da dolduruyor her odayı. Hesapsız şükür… Enes yokken de bu kadar büyük müydü kalbim, unuttum. Öyleydiyse onun boşluğunu neyle dolduruyormuşum, hatırlamıyorum. Hatırlamakta zorlandığım bir diğer şey de nasıl kavuştuğumuz, onu nasıl beklediğimiz, o…
-
İletilmeyecek bir mektup
Sevgili X, Bu benim anne olarak idrak ettiğim 6. Anneler Günü. Senin ise belki de anne olduğunu unutmayı dilediğin 6. Anneler Günü. Ben bu altı yılda her gün bu yavrunun annesi olduğum için şükrettim. Sen ise belki de her gün bu yavruyu dünyaya getirdiğin ya da getirmek zorunda kaldığın için üzüldün. Ben bu altı yılda seni ara ara hatırladım. Sen ise belki de hiç hatırlamak istemedin. Sana dair, senden bir parçanın kopup benim baş tacım oluşuna dair zayıf tahminlerim var elbette. Hangi tahminimin gerçeğe daha yakın olduğunu bilmek ister miyim, emin değilim. Oğlum bebekken seni daha sık düşünüyordum. Oğlumun o tül gibi göz kapaklarının ardındaki ışıklı iri gözleri, minicik hokkacık…
-
Yıldönümü anısına: Hoş geldi, safalar getirdi!
Bugün 4. yılımız doldu beraber. Gerçi kutlamamızı (kavuştuğumuz gece olduğu için) Kadir Gecesinde yapmayı tercih ediyoruz. Ama yılın aynı zamanında, aynı mevsiminde bu yıldönümünü anmak da bir başka heyecan oluyor. Biz 4 sene önce anne baba olduk. 4 sene önce kalbimiz nur, günlerimiz neşe, evimiz huzur doldu. Bu kadar zamanda sayısız cicili bicili kıyafet, oyuncak, bakım malzemesi gelip geçti elimizin altından. Her birinin gidişi Enes’in büyümesini imledi. Bu yüzden en sevdiklerimizi bile okşayıp koklayıp çıkardık elden. Gigabyte’lar dolusu fotoğraf ve video kaydettik şu dört yılda. Kimine o kadar sık ve o kadar çok baktık ki artık kalplerimizin odacıklarında nakşoldu sanki. Kimine de belki hiç bakamayacağız, sıra gelmeyecek. Ama hep Enes’in…
-
Çocuğa ölümü anlatmak
Güzel kedimiz Biber’i kaybettik geçen hafta. Çok üzücü ve ümidin giderek azaldığı uzun bir tedavi sürecinden sonra -kabul etmek çok zor olsa da- uyutulmasına onay vermek durumunda kaldık. Tek tesellimiz artık ıstırap çekmiyor olması. Enes Biber’in her günkü veteriner ziyaretlerine zaten 20 gündür aşinaydı. O son gün de Biber’i bir şala sararak kucağıma almıştım. Enes’i anneanneye bırakıp Biber’i son kez veterinere götürdük. Hem evden çıkmadan hem de Enes’i bırakırken Biber’in hastanede kalacağını, ona veda edebileceğini söyledim. Ama olayı anlamadığı için vedayı da istemedi. Biberciğimizi hastaneye götürdüğümüzde zaten hayatla bağı koptu kopacak gibiydi. Onu öyle görmek çok zordu. Yine de mümkün olan son ana kadar yanından ayrılmadık. İşlemden sonra bedenini almak…
-
Mahkeme
Yasaya göre evlat edineceğimiz çocuğa bir sene bakım vermiş olmalıydık ve işte vermiştik. Bu bir senede kurumdan görevlilerle birkaç kez irtibata geçtik, bir kez de ziyaretimize geldiler. Önceden söylemişlerdi bu ilk yılımızda ailemiz hakkında, Enes’in bize uyumu hakkında raporlar tutacaklarını. Bir senemiz dolunca hemen adliyede aldık soluğu: Aile mahkemesine evlat edinmek için başvurduk. İlla ve mutlaka onu nüfusumuza almalıyız, diye bir tutkumuz yoktu. Ama aile olmak için bir sürece girmiştik ve bu adımın da tamamlanması gerekiyordu. Yine de resmi bir iş yapmanın, mahkemeye başvurmanın bir gerilimi oldu. Dava dilekçemizi vermek üzere evden çıkarken bile kalbim titreyerek besmele çekiyordum. Tereddüt ve cesaret… Heyecan ve endişe… Besmele… Besmele… Ömrümde ilk kez davacı…
-
Röportaj: Anne baba oluyoruz
Fatma İçyer ile yaptığımız röportaj netyazi.com‘da yayınlandı. Buyurunuz… Merhabalar, röportaj teklifimizi kabul ettiğiniz için teşekkür ederiz. Öncelikle biraz bize kendinizden bahsedebilir misiniz? Zehra: Merhaba. Biz de röportaj teklifiniz için teşekkür ederiz. Türk Dili ve Edebiyatı lisans ve yüksek lisans öğrenimlerimle şimdiye kadar çocuk kitabı editörlüğü, edebiyat öğretmenliği, (çocuk bölümünde) kütüphane memurluğu görevlerinde bulundum. Arada yarım ilahiyat talebeliğim oldu ve şimdi de psikoloji lisans öğrencisiyim. Yaptığım işler vesilesiyle sürekli çocuk ve gençlerin dünyasının civarında ya da içinde oldum. Şimdi bütün o tecrübelerin hâlâ yeni olan anneliğimi beslemesini ümit ediyorum. Ahmet: Ben de İşletme Mühendisiyim, bir devlet üniversitesinde öğretim üyesi olarak çalışıyorum. Sizlerin hikâyesiyle instagram hesabınız (@evlatedindik) vesilesiyle haberdar olduk. Buradan başlayacak…
-
Birlikte ilk yılımız
Zaman hızlı geçiyor. Enes anneannesinin deyişiyle “salatalık gibi çıtır çıtır büyüdü”. Bu esnada hastalıklar, hastane ziyaretleri, aşılar gibi hem can sıkıcı hem de olağan şeyler oldu, kalplerimizin dünya kadar genişlemesi gibi olağanüstü şeyler de… Alnının önünden sarkan ipek gibi kâkülünden ilk tutamı kesip bir zarfa sakladım. Rengârenk kıyafetleri hızla küçüldü. Narin tırnaklarını büyük özenle kim bilir kaç kez kestim. Ciciler giydirdim, mamalar yedirdim. Her yenilik bir hadise oluyordu hayatımızda. Yoğurdu ilk zaman sevmemişti, sonra sever oldu. Yumurtayı yiyorken, yemez oldu. Bazı gün iyice yedi doydu, bazı gün yemedi bir şey. Bazı gün mışıl mışıl uyudu, bazı gün sanki kabus görüyordu. İşlerimizi yapar, hayatlarımıza devam ederken en önemli gündemimiz Enes oluvermişti:…