-
Film: True Mothers
“Evlat edinme” terimi bu olaya tek bir yönden bakılmasına sebep oluyor çoğunlukla. Terimin merkezinde evlat edinen aileler var. Konu hep onların etrafında dönüyor. Bir evlada gönül açmak, kucak açmak çok heyecan verici elbette. Ama bu heyecanın etkisiyle yavrusunun biyolojik ailesi için “Vicdansızlar! Doğurup doğurup atıyorlar!” diye öfkeyle konuşan anneler biliyorum. Oysa çocuk ve biyolojik aile de evlat edinme vakasından belki en az evlat edinen aile kadar etkileniyor. Haydi, çocuğun da evlat edinilmekten etkilendiği biraz biliniyor diyelim. En karanlıkta kalan alan biyolojik ailenin alanı. Türkiye’de kurum aracılığıyla gerçekleşen evlat edinme/edindirme işlemleri sırasında iki aile görüştürülmüyor, hatta birbirleri hakkında bilgi sahibi de olmuyorlar (çocukla ilgili özel durumlar müstesna). Bu yüzden bizler için…
-
Kalbimin şarkısı
(Bu yazıyı günlüğümde buldum, okuyunca o zamanlara gittim…) Günler dolu dolu geçiyor. Enes… Kalbimin şarkısı, sesi, neşesi oldu. Güzel bir lütuf oldu, bana süt izni verdiler. Öğleden sonra evdeyim yani. İşten eve koşarak gidiyorum. Annem ablama gidince karşı komşumuz Selma abla bakmaya başladı Enes’e öğlene kadar. Esas mesaim Enes’le eve girince başlıyor. Onu yatağımıza koyuyorum. Konuşa söyleşe temizleniyorum. Ben etrafta dönüp durdukça o da konuşuyor, gülüyor. Ben de ona laf veriyorum, şarkı söylüyorum. Sonra oturma odasına gidiyoruz. Onu zıpzıpa koyuyorum. Bayılıyor orda zıplamaya, yaylanmaya, sallanmaya. O sırada ben de onun öğle öğününü hazırlıyorum, çorba yemek her neyse… Hala dik oturamadığı için pusette yediriyorum türlü maymunluklarla. Sonra keyfine göre ya biraz…
-
Şans
Enes bize geldiğinde onu karşılamak için ördüğüm battaniyeyi bile bitirememiştim henüz. Hiçbir somut hazırlığımız yoktu. Bir oğlumuz olacaktı ama kaç aylık olacaktı, yazın mı gelecekti kışın mı… Bilmiyorduk. Bize en azından birkaç gün önceden haber verilir sanıyorduk. Bu yüzden ne lazımsa oğlumuzun gelişinden sonra edindik. Annemin hemen kavuşma günü alelacele toplayıp getirdiği kılık kıyafetten, yeğenlerimden kalma iki üç eşyadan, eczacımızın emanet anakucağından başka daha pek çok şey edinmemiz gerekiyordu. Latifem ertesi sabah araba koltuğu, banyo küveti, bebefonla çıktı geldi hemen. Geyikçi teyzeleri haberi alır almaz kanguru yolladılar. Halam oğlunun en güzel battaniyelerini yolladı – ki bunlar ‘büüp bâti ve küçüp bâti’ adıyla hâlâ Enes’in uyku arkadaşları olarak hizmetteler. Amcam şehir…
-
Nasıl süt anne oldum?
Doğurmamış bir kadının da süt anne olabileceğini ne zamandır biliyordum emin değilim. Ama evlat edinmeye niyetlendiğimiz zamandan beri “keşke ben de süt anne olabilsem” diye ümit ediyordum. Oğlumuzu beklerken sıramızın tek tek ilerleyeceğini, dolayısıyla oğlumuza kavuşma vaktimizin yaklaştığını bileceğimizi sanıyormuşuz ki bütün o süre boyunca ona nasıl süt verebileceğime dair tek bir araştırma, soruşturma bile yapmamıştım. Hele sıramız biraz ilerlesin derken derken ertelemiştim bu işi. Enes’imize kavuşmamız o kadar ani olmuştu ki ilk haftalarda tek derdim onun düzenine ayak uydurmak, onu alışık olduğu şekilde doyurabilmek, uyutabilmek, temizleyebilmek ve alışık olmadığı kadar sevmekti. Dolayısıyla sadece oğluma ve aramızdaki iletişime odaklandığım birkaç hafta boyunca süt vermenin peşine düşmedim. Zaten o arada halası…
-
Seni çok sevdik süt oğlan!
Süt hısımlığı yada süt akrabalığı bir kadının kendisinden doğmamış bir bebeğe süt vermesiyle oluşan ve İslam’a göre mahremiyet açısından tarafları biyolojik akrabalarıyla aynı duruma getiren çok özel bir ilişki. Evlat edinmeye karar verdiğimizde yavrumuzla süt hısımlığı kurmak için de ümitliydik. Zira fıkıhçıların evlat edinmenin önünde engel olduğunu belirttiği mahremiyet sorununu süt akrabalığı kurarak çözmek mümkün. Doğurmamış, hatta başından hamilelik geçmemiş kadınların bile Allah’ın izniyle süt anne olabildiklerini biliyordum. Bunun bana da olmasını niyaz ediyordum. Öte yandan biz başvuru yaparken hem benim kardeşimin hem eşimin kardeşinin beklediğimiz yavruya süt verebilmeleri muhtemel görünüyordu. Tabii bebeğimiz erkek olacağı için, benimle mahremiyet sorununu çözebilmemiz için, benim kardeşimin süt vermesi çok önemliydi (süt teyze olacaktım).…
-
Yeni bir isim
Bir çocuğa isim vermek çok önemli bir iş. Bu önemi gereğince takdir edemediğimiz daha toy çağımızda pek çok yeni evli çift gibi muhayyel çocuğumuz için birkaç isim konuşmuşluğumuz vardı. Onlar da gayet güzel, herkesçe kabul edilen isimler olmasına rağmen evlat edinme fikri bambaşka bir isim düşürdü aklıma. Enes. Evlat edinme niyetimizi eyleme çevirip başvuru hazırlıkları yaptığımız günlerden birinde, heyet raporu için geldiğimiz hastaneden çıktığımızda birden geliverdi bu isim. Belki evlat edinmenin bilhassa dini boyutuyla bir süredir meşgul olduğumuz için zihnim Rasulullahın evinde büyümüş çocukları anıyordu. Uzun uzadıya düşünmediğimi kesinlikle biliyorum ama bu ismin sevgili peygamberimin hizmetinde on güzel yıl geçiren, kendisine evladı gibi muhabbet ve yakınlık gösterilen Enes bin Mâlik…
-
Despotik Süpermarketler ve Semt Pazarları ya da Okul ve Okulsuzluk
Günümüz okulları süpermarkete benziyor, ancak epey despotik bir haline, neden ve nasıl olduğunu anlatacağım. Her türlüsünden, çeşit çeşit, gerekli gereksiz ürünü bir arada, yan yana bulabilirsiniz bu süpermarketlerde. İçeri girerken bir ihtiyaç listesi olanın bile çıkarken genelde ihtiyacı olmayan bir sürü şeyi poşetine doldurduğu ve düşündüğünden fazlasını ödediği, eve varınca bir yüklendiği poşete, bir de elindeki fişe bakındığı yerler, okullar… Eğitim süpermarketleri olan okullar, kaçınılmaz şekilde kapitalizmin hizmet ve kaynak üretimi kurumları olarak, öğrenmeyi de bir tüketim nesnesi haline getirmiştir. Süpermarketlerden içeri girdiğinizde alacağınız ürünler standartlaşmıştır, talebinizi yönlendirmek için önceden ürün geliştirme uzmanları tarafından itinayla tasarlanmıştır. Bu ürünlerin üzerinde uzun uzun çalışıldığı, emek verildiği, kaynak ayrıldığı şüphe götürmez. Besin değerleri,…
-
En aydınlık gece
Oğlumuzla ilk gecemiz Kadir gecesi diye bilinen geceydi. Evimize rahmet yağıyordu sanki, kalplerimiz öyle ferah, öyle sevinçli… Kadrini bilelim birbirimizin diye dua ettik. Evvelki geceden beri heyecanlıydık zaten, bir de sabahtan beri oğlumuzun heyecanı, üstüne misafirler, iftar telaşesi, telefonlar, konuşmalar, ağlaşmalar filan derken çok yorulmuştuk. Henüz huyunu suyunu öğrenmek için fırsatımız olmamıştı ama nurdan aydın, baldan tatlı oğlumuz belli ki sakin tabiatlı bir çocuktu. Çok fazla yeni insan görmüş, belki şaşırmış, ama kesinlikle o da yorulmuştu. 19:30 civarı uyudu yavrucak. 22:00’ye doğru nihayet başbaşa kaldık. Oğlumuz, enis-i kalbimiz Enes’imiz mışıl mışıl uyuyordu ama biz henüz yarım günlük bile olmayan anne babalığımızın heyecanıyla hiç uyuyamayacak gibiydik. Onu seyrediyor, uyandırmaktan korkuyor, uyanmasını…
-
Küçük kuş yuvamızda
Bir gün baksam ki gelmişsin…Hasretin içimde sonsuzluk kadar.Şaşırmış kalmışım birdenbire çaresiz.Dökülmüş yüreğime gökyüzünden yıldızlar. Yavuz Bülent Bakiler Kollarımda bembeyaz, bir nur topu gibi yavrumla çıktık kurumdan. Arabamıza binmek üzereyken birinin adımı ünlediğini duydum. Az önce, içeride tanıştığımız, yavrusuna henüz kavuşmuş hanımlardan biriydi. Elime bir torba bebek bezi tutuşturdu “Bu size olur ancak” diye. Hazırlandıklarından daha büyükmüş yavruları 🙂 Kurumda sıkı sıkı tembihlemişlerdi, “Aşı takiplerini siz yaptıracaksınız, çocuğun kaydını kendi hekiminize aktarın hemen.” diye. Aile hekimliği pek yakındı, “Gidelim onu yapalım önce.” dedik. Ben kuzumla arkaya oturdum, babamız yoldaki taşlardan sakınarak arabayı sürdü. Hekimimize kayıt yaptırdık, aşı zamanı gelmiş dediler. Hemen oracıkta aşılarını yaptılar. “Annesi hemen bugün yıkamayın” diye onlar da…
-
İkiydik, üç olduk!
Gece kendimizi zorlayarak biraz uyuyabilmiştik. Yapılacak işler vardı. Eve nasıl ve kimlerle döneriz belli olmaz diye her yeri derleyip toparlamıştım yatmadan önce. Sabah kalplerimizin yerinde sanki birer kuşla uyandık. Ne giyecektik o bile büyük mesele olmuştu şimdi. Ne giyersek bizi daha sevimli bulurdu acaba? Hangi gömlek, hangi ceket rahat verirdi bize? Üfff zaten ter basıyordu heyecandan! Mutlaka rahat bir şeyler olmalıydı giyeceklerimiz. Ben bir de, sanırım Ayşe’nin tavsiyesiyle, bebeğimi tenime temas ettirebileceğim bir kıyafet aradığımı hatırlıyorum. Bebeğimizin ne kadarlık olduğunu bilmediğimiz için, eğer çok küçükse ten tene temas ederek tanışmanın iyi olabileceği fikrinden hareketle gömlek gibi bir şeyler bulmaya çalıştım. Nasıl bir görüşme olacağını, sonrasında ne olacağını bilmiyorduk ki… Eve…