Doğurmadığını unutmak
İnsan nisyanla maluldür, derler, hiç duydunuz mu? Unutur yani insan… Her şeyi unutabilir. Somut hatıralar hafızamızı canlı tutabilir, sanıyoruz. Ama her şeyi ömrü var: Doğan büyüyor, yaşayan ölüyor, yeniler eskiyor, diriler soluyor. En çok ve en çabuk da anılar soluyor. Bunun böyle oluşunun güzel bir tarafı da var elbette. Unutmak rahmettir, eğer bir acı unutulmuşsa. Anne olmadığım o uzun yılları unuttum ben en önce. Nasıl yaşıyormuşum öyle can kuşumsuz, sessiz sedasız bir evde? Şimdi Enes’in cıvıltısı nasıl da dolduruyor her odayı. Hesapsız şükür… Enes yokken de bu kadar büyük müydü kalbim, unuttum. Öyleydiyse onun boşluğunu neyle dolduruyormuşum, hatırlamıyorum. Hatırlamakta zorlandığım bir diğer şey de nasıl kavuştuğumuz, onu nasıl beklediğimiz, o…
İletilmeyecek bir mektup
Sevgili X, Bu benim anne olarak idrak ettiğim 6. Anneler Günü. Senin ise belki de anne olduğunu unutmayı dilediğin 6. Anneler Günü. Ben bu altı yılda her gün bu yavrunun annesi olduğum için şükrettim. Sen ise belki de her gün bu yavruyu dünyaya getirdiğin ya da getirmek zorunda kaldığın için üzüldün. Ben bu altı yılda seni ara ara hatırladım. Sen ise belki de hiç hatırlamak istemedin. Sana dair, senden bir parçanın kopup benim baş tacım oluşuna dair zayıf tahminlerim var elbette. Hangi tahminimin gerçeğe daha yakın olduğunu bilmek ister miyim, emin değilim. Oğlum bebekken seni daha sık düşünüyordum. Oğlumun o tül gibi göz kapaklarının ardındaki ışıklı iri gözleri, minicik hokkacık…

